Zîlan Dêrsîm
Yaşamı kavrayabilmek için hayata anlam yüklemeyle başlanılması gerekir. Anlamına erilmeyen bir eylemin, hayatın; geçmişi, geleceği veya hakikati olamaz.
Kısacası özünden kopuk kalır. Anlama ulaşmak demek, hayatın Nirvana’sına ermek demektir. Bu bağlamda evrenin anlamına ermek; canlı-cansız varlığın, dünyanın, tabiatın, börtü böceğin, kanun-kuralın, dualitenin, diyalektiğin, insanın varoluşundan ölümüne sebep ve amacının anlamına varmak gerektir. Anlam yükleyebilmenin bilinçliliğine ermek gerekir, neden ve nasıllara bürünmek gerekir mevcut lobları. Tarihler boyunca insan denilen son canlı türünün varoluş bilincine ermek, gücünün özelliklerinin yaşamsal misyonlarının bilincine ermek demektir anlama erişmek.
3.8 milyar yıllık evrenin bilincine ermek, insan türüne anlam yükleyebilmektir. Zaman çarkı denilen yaşamsallık döngüsüne bir adlandırma yapabilmek gibi gelişen zihin ve dil gibi insan varlığının özüne inebilmektir anlama ulaşabilmek. Aksi takdirde sebepsiz ve anlamsız yere, dış etken olmaksızın bir taş parçasının canlılığı gibi, ilkbaharda yeşillere bürünüp sonbaharda meyve veren ağacın güzelliği gibi veya bir insanın doğumundan ölümüne geçirdiği evrimi gibi farklılıklar yaşanılabilir miydi? Özcesi her canlı ve cansız gibi insanın da varoluşundan gözlerini dünyaya kapatışına kadar geçirdiği mucizevi gerçekler vardır ve bu olguya anlam yükleyerek hakikate ulaştırmak gerçeğin özündedir.
Kürt olgusunun varoluşu da bu mucizelerden bir kesittir ve inkâr edilemez bir hakikattir. Milyonlarca yıl öncesinden Doğu Afrika’nın Rif Hattı kıyılarından hayata tutunarak Mezopotamya denilen cennetimsi topraklara erişmiş olan ve toplumun hafızasına kazınarak Tanrıça Kültü öncülüğünde yerleşik yaşama geçen bir medeniyet... 21. yüzyıla kadar STAR kültürü ile kendi varlığını koruyan, örgütlülüğü esas alan, toplumsallığı geliştiren, paylaştıran, büyüten ve ana kadın eksenini esas alan bir gerçekliktir. Ve bunlar karşısında zalim Dehak’lara karşı savaşarak direnişi esas alan Simurg misali kendini hep var eden bir gerçekliktir. Biz kadınların ise anlamlı yaşamayı kendimize esas alarak; yaşamın acılarına, entrikalarına, direnişlerine karşın anlam yüklemekle günümüze gelmiş bulunmaktayız.
Bilindiği üzere tarih günümüzde yaşanmakta ve kendini tekerrür etmektedir. Bahsini ettiğimiz anlam olgusu bilinci olmadan, tarihi zihinlerimizde yaşamamız ve yaşatmamız olanaksızdır. Yaşayan, yaşatan ve de ölümsüzleştiren biz varlıklar olmakla beraber, insan var olduğu sürece anlam kazanmaktadır yaşam. Konusunu ettiğimiz ve anlam kazandırmaya çalıştığımız Kürt varlığı ve olgusu içerisinde tarihe mal olmuş binlerce kahraman, öncü ve şehidimiz yaşamıştır. Zaten araştırmalarda ve kayıtlarda Kürt’ün adı daima; isyanlar, direnişler, soykırımlar, başkaldırılar ve de kahramanlıklarla anılmaktadır.
Anımsadığımız Kürt varlığı ve olgularından biri de Zîlan’dır. Zîlan; direnişçi kadın kültürünü özünde taşıyan, kendi olmanın, var olmanın, cevap olmanın, sahiplenmenin sembolü olarak tarihe anlam yüklemiştir eylemi ile beraber. STAR’ların, Besêlerin, Zarifelerin ardılı olmayı kendine esas almıştır. Kürt varlığı dediğimiz zaman akıllara ilk gelen toplumsallık ve doğallıktır. Kürt kadını öncülüğünde gelişen emek ve bağlılık, bin yıllardır Mezopotamya coğrafyasında Zîlanlar şahsında kendini sürdürmüştür. Uygarlığın çıkışına da vesile olan kastik katil sisteminin bin yıllardır toplum hafızasına kazınan negatif etkileri bilinmektedir. Tanrı-kral diktasıyla Ana Tanrıçanın köleleştirilmesi, toplumsal kazanımlarının elinden alınması ve eril zihniyete aktarılması yanı sıra; kurnaz tanrı günümüz yüzyılına kadar toplumsal doğanın ve kadının birincil, en etkili zehri olmayı devam ettirmektedir.
Ataerkil düzene karşın kendini yok olmanın eşiğinde bulan ana kadın, 20. yüzyıllarda da teslim olmamış; zılgıtlar eşliğinde uçurumlardan atmıştır kendini, zindanlarda baş eğmeyip gururunca öncülük etmiş, asil duruşuyla kastik katilin karşısında durmuştur. Minyatür devlet ortamını terk ederek dağlarda, cephelerde, mevzilerde siper olmuştur halkına; yeri gelmiş bilincini, bedenini, azmini kullanıp düşman karşısında durabilmiştir. Bu erdeme varabilmek için elbette bir ideolojiye, yani kavram ve olgu gücüne erebilmek bir elzemdir. Şehit Zîlan da toplum ontolojisi ile, tarih bilinci ile donanımlı bir kişilik olarak mevcut zulme, zorbalığa ve kastik katile cevap olabilmiştir.
Tarihçesine inmiş olursak şayet, 1970’lerden bugüne ‘Zîlanlar Çağı’ olarak adlandırmak kavramı yerinde olacaktır. Çünkü bu olgu sıradanlaştırılamaz ve başka bir kılıfa biçilemez. Tarih yazgıları mitolojilerle, hikayeler ve romanlarla toplum hafızasına kazınmaktadır. Yaşanılmış gerçek yaşam, kahramanlık ve direnişler kısıtlı sayıdadır. Sürekli gelen bir baskı, aldatmaca ve toplumsal komünal değerlere bir engel vardır. Bunlar eşliğinde Zîlan Çağı diye adlandırmakta olduğumuz süreç; Sosyalist Halkların Öncüsü Önder Apo’nun toplumu kırımlardan kurtarmak ve kendi öz bilinci ile yaşamasını hedeflediği bir öncünün çağıdır. Hakikati aydınlatmak amaçlı ömrünü toplum gerçekliğine adayan Önder Apo’yu anlayarak, amacına anlam yükleyerek var olan sistemi alevlerde yakarak kadını taçlandırmayı amaçlamıştır Zîlan eylemi. Söz konusu eylem bedenini ateşe vermekten öteyedir; bir bedene bürünmüş bin yılların kişiliği, kültürü, bilinci, sosyolojik analizi ile hegemon güçleri yenilgiye uğratan bir çıkış tarzıdır.
Bu bağlamda bir çağ eylemcisi olabilmek için öncelikle Önderlik gibi bir kutsallık gerçekliğine canı gönülden, bedende bulunan milyarlarca hücre ile ve cesaretle kuşkusuzca bağlanmak, ilkesine ermek gerekmektedir. Tanrıça ardılı olan Zîlan kişiliği, tarihin ona biçtiği rol ve misyona anlam yükleyebilmiş, gelecek çağların umudu olabilmeyi başarmıştır. Ve de bu eylem ile beraber; özgürlük ve eşitlik karşıtlarına, anacıl düzene karşın cirit atan avcılara bir balyoz darbesi vurabilmenin erdemine ermiştir. Erdemlik ise kadın-erkek cins ayrımı yapmaksızın kutsal bir mekandır ve bu mekâna ulaşabilmek her insanın harcı değildir. 20. yüzyılda Kürt Dirilişi ile beraber gelişen toplumsal başkaldırılar kapsamında Zîlan ve Zîlanlaşan binlerce, sayısız toplum kahramanı bulunmaktadır. Buna vesile olan Önder Apo ideolojisi öncülüğünde gelişen direniş ve eylemler kendini devam ettirmektedir. Tanrıça Zîlan’ın ardılları olan Sema Yüce, Viyan Soran, Sara Tolhildan, Rûken Zelal, Rojhat Zîlan, Erdal Şahin, Zinar, Doğa Viyan, Rojger Helin, Asya Ali, Ziyad Haleb, Deniz, Stêrk ve tüm gerillaları anmak ve anlam yüklemek bilinçlenişimizin bir göstergesi olmaktadır. Bizlere Tanrıça Çağı’nı atfeden Zîlan gerçekliğini sürdürmek ve O’nun mirasını sahiplenmek, barışçıl ve özgür günlere erebilmektir.
Önder APO’nun da adlandırdığı gibi:
“Zîlan, önünde eğilmesi gereken bir tanrıçadır. Tarihte biliyorsunuz kıblegâhlar var, kutsal mabetler var. Onların içinde kutsal tanrı veya tanrıçalar vardır. Ve onların ardılları, onların mensupları uygun günlerde gidip o mabetlere kapanırlar. ‘Affet bizi’ diye secde ederler, yalvarırlar yakarırlar. Bu yoldaşlar öyle yoldaşlardır. Bir mabede gider gibi huzurlarında eğileceksiniz. Secdeye kapanacaksınız. Artık böyle bir dininizin, imanınızın olması gerekiyor. Kesinlikle bunu hem hak etmiş büyüklerdir hem de çok ihtiyacımız olan kutsallık derecesindeki mabetsel değerlerimizdir. Neden bunun büyüklüğüne inanmayalım ve iman etmeyelim ve yine gerekleri için secdeye kapanmayalım, emir komutasında yürümeyelim? Biliyorsunuz tarihte böyle değerlerin önce inançla ve sonra imanla secdesi gerçekleştikten sonra, emri altındaki askerle müthiş bir saldırıya geçmeleri vardır. Zîlan ateşinde her şey yeniden yaratılıyor. Mesela duygularda O ateş her şeyi, bütün kirleri temizliyor. Bir kadın kişiliği, tanrıça kişiliği oldukça etkileyicidir. Çünkü O ateşte bütün kirler, bütün zayıflıklar yakılmıştır.”
Evet, Önder Apo’nun Şehit Zîlan (Zeynep Kınacı) için dile getirdiği tabirleri anlamak için bilinçlenmek gerekir. Bu bilince ulaşabilmek için ise öncelikle Önder APO’yu anlamak gerekir elbette. Zîlan, özgürlüğün şifresini çözebilen asil bir Kürt kadınıdır; adını tarihin tanrıça mekanlarına yazdıran... Bilinci, anlam yüklemesi, cesareti, zarafeti ile taht kurmuştur gönüllere. Özgür fikir ve iradesi ile 1996 yılında Önder Apo şahsında sömürülen bütün halklara uygulanan komplo girişimi karşısında, Dersim merkezde emperyalist güçlere karşı gerçekleştirdiği fedai eyleminin 30. yıl dönümü vesilesi ile Şehit Zeynep Kınacı’yı ve Zîlanlaşan sayısız Kürdistan ve enternasyonal kahramanı anıyor, ‘Zîlan’ların minnettarı olduklarımızı bir kez daha belirtiyoruz.


