Mevsimler birbiri ardına koşarken, takvimlerden kopan yapraklar göğü doldururken, nesiller değişirken, tarih zamanın gazabına uğrayıp unutulurken baki kalan şeydir ‘Mekan’.

Tarihe tanıklık eden, tüm mevsimlerin resmini cebinde taşıyan ve ayak izlerinden yollar yapan mekandır. Bu yüzden dayanaktır, bu yüzden en değerli hatıra ve tarihin nakşedildiği defterdir.

İnsanlığın ilk kez yerleştiği, ilk beşiğin ve ilk çatının kurulduğu, ilk kez ayın, güneşin, ağaçların, ormanların ve aşkın adının konulduğu yer Kürdistan’dır. Ne yazık ki, insanlığın yoldan çıkışından bu yana orası ‘Virane vatan’ olmuştur. Et ve tırnak gibi vatanlarına bağlı olan Kürtler, yüzlerce yıldır tırnağın etten ayrılmasının acısını yaşamaktadır. Ancak kan sel gibi aksa da tırnak eti bırakmaz. Koçerler, yarısını vatanlarında bırakır, yarısını ise gittikleri her yere yanlarında götürürler.

Kürdistan!... Egemenler çağında ne bir haritası ne de bir adı vardır. Onun haritası gerillaların avuç içlerinde, tırnak uçlarıyla çizilmektedir. Adı ise artık irade, aşk, tarih, bağlılık ve onurun direnişi olmaktadır. O, Star ordusu savaşçılarının örgülü saçlarında örülür, gözlerinden tarihe ve hakikate ışık saçar.

Kürdistan’ın kurtuluş tarihinin en zorlu süreçlerinden biri de 2022 yılıydı. Bu, tırnak ve etin birbirinden ayrılması değildi, bu, tırnak ve etin iç içe ezilmeye çalışılmasının hikâyesiydi. Zira bu acının yakıcılığı, çelikten bir bedeni, çelikten bir irade gerektiriyordu. Bu gereklilikten ötürü, Zap, Avaşîn ve Metîna’da et ve tırnak bir bütün haline gelmiş, parmaklar kılıç olmuş, açgözlülerin gözlerini oymuştu. Bu savaşta bir ya da iki değil, yüzlerce kadın, tanrıçaların kaybettiği topraklarda küllerinden yeniden tanrıça oldular. Onlar, tembelliği, ihaneti, utancı ve anlamsızlığı en yüksek tepelerde topladılar ve yaktılar. Dumanı bile yurdun semalarında kalmadı. Onlar savaştılar, kendilerini bu obur ateşin yakıtı yaptılar ve arkalarında temiz bir toprak bıraktılar ki, tanrıçaların külleri orada filizlenebilsin, aşk en saf haliyle gerçekleşebilsin, yurt tüm çirkinliklerden kurtulsun ve güzellik boy versin.

Bu kadınlardan biri Zilan’dır. O, bedeninde yeni yaşam tohumlarını doğuran Zilan’ın ardıllarından biridir. O, ülkeden ayrılmayan, tanrıça Zilan’ın tohumlarından filizlenen Zilan’dır. O, Zagros dağlarında, Nin-husag topraklarında ateş olup ülkeyi temizleyen kadındır.

Ülke Dağlarında Tanrıçaların Tahtını Yeniden Sermek İçin İradesini Biliyor

Zilan Rüstem kod adlı Gülistan Hebeş, 1985 yılında Batı Kürdistan’da, bir telle ikiye bölünmüş olan Serêkaniyê kentinde dünyaya gözlerini açar. Çocukluğu, yurtdaşlarının yaşadığı en zorlu isyanına denk gelir. O toprak sakinleri yüzlerce yıldır kendi topraklarında mutlu bir yaşam sürememişlerdir, yüzlerce yıldır başkaları için kan ve ter dökmüşlerdir, yüzlerce yıldır başkalarının dilini konuşmuşlardır. Ama bu, et ve tırnağı birbirinden ayırmaya yetmemiştir ve şimdi mevsim, tırnağın yeniden filizlenip ete bürünmesi mevsimidir. Gülistan, bu mevsimde bir çocuktur. Bu yüzden o, tanrıça Zilan’ın takipçilerinden biri olacaktır. Eğer tanrıça Zilan bedeninden güllerin tohumlarını doğurmuşsa, o da güllerin yeşerdiği mevsimde en güzel, dikenli bir gül olacaktır. Zaten gülün güzelliğini kalıcı kılan dikenleri değil midir?

Gülistan Hebeş, işgalcilerin okullarında okumadı hiç. Çocukluğundan gençliğine kadar yurdunun yurtseverleri arasında yaşadı ve şekillendi. Bu yüzden kişiliği diğerleri gibi çelişkili değildi çünkü hayallerini sahte heveslerle sarmalamadı. O, saf ve samimidir. Kalbi ve dili birdir. Sözleri eyleme, eylemleri sözlere dönüşür. Bu yüzden en çok da ondan ülke kokusu gelir. Her geçen gün biraz daha bütünleşir, biraz daha ülkeye benzer. Her canlı kendi mekanının rengini almaz mı biraz?

Açgözlüler kendilerini siyah bir örtüye sarıp, güneşin battığı yerden vatanına saldırınca, o en başından itibaren katılıp ön saflarda yer alan kadınlardan biri olur. O günden sonra Gülistan, her geçen gün Zilanlaşmayı yaşar. Gülistan Hebeş, 2012 yılında devrimcilerin saflarına katılır ve 10 yıllık devrimcilik sürecinde her geçen gün Zilan çizgisine daha da yaklaşır, zaten o andan itibaren adı da Zilan olacaktır; Zilan Rüstem.

Zilan Rüstem, 2012 yılında Serêkaniyê şehrinden ülkesinin dağlarına doğru yol alır. Temel eğitimini Medya Savunma Alanları’nda alır ve tüm varlığıyla kendini çetin savaşlara hazırlar. Tırnağın etten ayrılmasının acısına karşı iradeyle güçlenir ki, teslimiyeti teslim alsın. Varlığıyla birleştiği vatanını düşmanın zulmüne terk etmemek için kendini iradeleştirir. Yurdun dağlarında tanrıçaların tahtını yeniden sermek için kendini iradeyle güçlendirir. Kurumaya yüz tutan ağaçların çiçek açması ve sessizleşen kuşların yeniden özgür ritimlerle şarkı söylemesi için mücadeleye dört elle sarılır. Zilan Rüstem, 2012’den 2014’e kadar ülkesinin dağlarında Önder Apo’nun fikirlerinin ışığında kendini eğitir. Bir Kürt kadını olarak bu ideoloji sayesinde en doğru bilince sahip olur ve kişiliğini devrimci özelliklerle donatır.

Şengal’de Devrimci Kadın Yoldaşlığının Genç Bir Temsili Olur

2014 yılında DAİŞ çeteleri Şengal halkına saldırdığında, o yine savaşa doğru koşan ön saflarda yer alır. Zira o artık Apocu klanın bir ferdidir. Onlar ne korku bırakmışlardır ne de ölüm. Onlar imkânsız olanı mümkün ve kesin kılmışlardır, Apocu ideolojinin hakikatini yaşam ve mücadeleleriyle, duruş ve başarılarıyla kanıtlamışlardır. O da onlardan biridir, bu hamurda kendini yoğurmuştur. Bu yüzden büyük bir coşkuyla bu savaşa yönelir. O, bu savaşın bir bayrama döneceğini bilir, bu savaşın kaybolan şeyleri bulduracağını ve yarım kalan her şeyi tamamlayacağını bilir.

Zilan Rüstem, Şengal’de eşsiz bir emek ve fedakârlık sergiler. O, sadece tetiğe basan bir savaşçı değildir. Aynı zamanda halkının yaralarını saran bir doktordur, ülkesinin çocuklarını eğiten bir öğretmendir ve devrimci taburlara liderlik eden bir komutandır. Zilan Rüstem, 2014’ten 2018’e kadar Şengal’de çok büyük sorumluluklar üstlenir. Bu süreçte Şengal toprağı ve halkıyla bir bütün olur. Şilo Vadisi’nden Serdeşt’e, Medîban’dan Xanesor’a ve Kora Simokya’ya kadar ayak basmadığı, ter dökmediği yer kalmaz. Zilan Rüstem, kendine güvenen duruşuyla, açıklığı ve radikalizmiyle, güler yüzü ve sadeliğiyle tüm yoldaşlarının ve Şengal halkının kalbini fetheder. Şengal’de devrimci kadın yoldaşlığının genç bir temsili olur.

O, İlk Emirleri Kendine Veren Bir Komutandır!

Ovalardaki saldırılar kırıldığında ve düşman burada umduğunu bulamayınca, bu kez en çirkin ve ahlaksız sınır tanımazlıkla dağlara yönelirler. Bu, düşman operasyonlarının en büyük kapsama ulaştığı zamandır. Yıl 2019, Zilan, geçilmez Zap’ın yolcusudur. İlk durağı Kurojaro ve sorumluluğu en üst seviyededir. Kurojaro, yıllardır kadın komutanlığı, yani Star Ordusunun hakimiyetinde örgütleniyor ve mevzileniyor. Oradaki kadın komutanlık bölge seviyesinde Şehit Mîzgîn Ronahî’dir, komşuları Karker Tepesi’nde de komutan Şehit Şariştan Ferqîn vardır. Bu üç kadın, Zap’ın en stratejik bölgelerinde bir tarihin sorumluluğunu omuzlamışlardır. Sorumluluğun kutsallığı ve amacın verdiği heyecandan dolayı bu üç komutan arasında çok güzel bir bağ oluşur. Bu üç komutanın arsındaki yoldaşlık bağı savaşçılar arasındaki bağları da güçlendirir ve büyük bir sinerji yaratır. Bu alanda savaştan önce çok yüksek bir hazırlık çabası gösterilir. Zilan, burada da kalpleri fethetmiş ve zaferin komutanı olmuştur. Birçok yoldaşı, savaşın ve yaşamın her anında onun yanında olmak ister, o yüksek ve güzel ruhu onunla paylaşmak isterler.

Komutan Zilan, işleri yönetme ve organize etme konusundaki yeteneği, zekası ve her zaman çözüm üreten, yaratıcı duruşu nedeniyle örgüt tarafından birçok yerde değerlendirilmek istenir. 2021 yılının sonlarına doğru, Zap’ın en ön cephesi olan Ertuş bölgesinde bir yeniden yapılanma olur. O, 2021 sonbaharından 2022 baharına kadar Zap eyaletinin hareketli biriminin yönetim üyesi olarak çalışmalara katılır. Durmadan, yorgunluk belirtisi göstermeden, bir gün bile memnuniyetsizlik yaşamadan büyük bir coşkuyla kendini savaş hazırlıklarının içine atar ve yoldaşlarını da peşinden sürükler. Zilan, burada da güvenin sembolü olur. Tüm yoldaşları artık dağlar gibi ona yaslanırlar. Zira o, karargâhlardan emirler yağdıran bir komutan değildir, o, ilk emri kendine veren bir komutandır. 17 Nisan 2022’de düşman tüm ‘teneke’ gücüyle Zap bölgesine saldırdığında, Zilan Rüstem en ön saflardadır. Aralarındaki mesafe 50 metreye düştüğünde, tereddüt etmeden ve en soğukkanlı şekilde B7 roketini omuzlayıp işgalci grubun içine fırlatan odur. Ve en sonunda, teslimiyet ve işgali birbirinin içinde öldürmek için, tanrıça Zilan gibi bombasını kendinde patlatan odur…

Zilan Rüstem, 18 Nisan 2022’de, en ön siperde ölümsüzlüğe ulaşır. Çoğu zaman bir hikâyenin sonu, içeriğini de içinde barındırır, Zilan’ların hikâyesinde olduğu gibi. Zilan Rüstem, avucundaki nasırlardan bize vatanın haritasını çizen kadındır, bu yüzden ona borçluyuz ve minnettarız.